ZAMAN VARKEN!

Biraz yoğun bir dönemdeyim. Uzaktan online eğitimlere başladım, şimdilik okuma problemi olan çocuklara yardımcı oluyorum. Karavancılığa da devam ediyoruz bu arada, bırakabilmem mümkün değil. Çünkü artık kapalı alanda yaşarken buhranlar geçiriyorum. Apartmanlarda duvarların içine gömülmüş elektrik kablolalarından oluşan bir ağın içine hapsolmuşuz. Ne zaman kapalı bir alana girsem, sanki bedenimin manyetik enerjisi tavan yapıyor, bir cihaz gibi ısınmaya ve terlemeye başlıyorum. Artık resmen hissediyorum evdeki elektromanyatik alanı. Toprağa ayağım değince de bir rahatlama duyuyorum. Bize bu tımarhaneyi layık görenler komplo teorisi diye ayıplayarak susacağımızı sanıyorlar, ama susmayacağız. Çünkü bizi mekanik bir cihaz haline getirme gayreti içindeler, eskisi gibi değil hiçbir şey. Gökyüzünde yıldızların rengini soldurdular, yer yüzünde her şeyi bize zehir zıkkım ettiler. Kim olduklarını bilmiyoruz, bir sürü kuram geliştirebiliriz. Geliştiren arkadaşlar var, en çok saçmalayanını da desteklemek zorunda hissediyorum kendimi. Zira, "Yeni Dünya Düzeni" dedikleri lağım çukuruna düşmemek için birbirimize tutunmak zorundayız. O yüzden emekli olup rahata ereceğim diye beklerken daha çok çalışırken buldum kendimi. Ömür kısa, günümü en verimli olacak şekilde tamamlamak istiyorum; çünkü düşman çok. Üstelik de bizi her an görüyorlar, eskilerin tabiriyle ".ıçımızda kaç kıl olduğunu" bile biliyorlar. Yine de en güzeli onları onların silahlarıyla vurmak. Yatay düzlemde buluşabilir, birbirimize bir şeyler katabilirsek yırtarız. Doğamızı katlediyorlar, sonra yasalar koyup doğayı kirlettiğimiz için bize bir sürü kısıtlama getirmeye çalışıyorlar. Su yasakları yolda. Geçenlerde Samsun'un Ladik ilçesine gittik, köylülerin kendi elleriyle dağdan getirdikleri su için evlere su sayacı takmışlar. Hatta iddia edilene göre çeşmelere de tıpa takacaklarmış. Gelen geçen o güzelim Akdağ suyundan almasın diye. Gerçi Trabzon'un köylerinde bu uygulamaya neredeyse on sene öncesinden başladılar. Trabzon Şalpazarı ilçesine bağlı Çarlaklı Köyü'nde, annemle babam, kendi arazilerinden çıkan suyu sayaçla para ödeyerek alıyorlardı. Onlara ne olduğuna gelince. Zavallı annem cıslandıktan sonra iki gözünü kaybetti, şimdi de Alhzeimer oldu. Hepimiz bambaşka bir çağda yaşıyoruz. İnsanlığın köküne kibrit suyu dökmek için birileri uğraşıyor. Eninde sonunda hepimize bulaşacaklar. O yüzden vakit varken hepimiz birilerinin elinden tutmak zorundayız. Her şeyi çok hızlı ilerletiyorlar. Hiçbir şey yapamıyorsak, ihtiyacı olana gereksiz masraflarımızdan kısarak bir ekmek, belki çocuğuna bir kalem alalım. İnsanları aptal, cahil diye yaftalamalarından bıktım artık. Bir insanın karnı açsa, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa onun bazı şeyleri nasıl akletmesini bekleyebiliriz ki? İnsanları uyandırmak istiyorsak onlara önce yardım elimizi uzatmalıyız. Bizleri usandıran bir şey daha var: Gündem değişir değişmez kendilerine rol devşirmek için her platformda ortalara dökülüp nemalanmaya çalışan, program program dolaşan sözde uzmanlar, sözde aydınlar. Onca ekonomist televizyonlarda fikir beyan ediyor, onca siyaset uzmanı bir sürü öneri ileri sürüyor, memlekette elini sallasan bu tip sözüm ona yetkin insana çarpıyor, durum ortada. En iyisi mi biz bize yardım edelim, en yakınımızdan başlayarak.

Yorumlar

Popüler Yayınlar